4 Haziran 2011 Cumartesi

CEMAL PAŞA'NIN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ AN...

Üç kişiydiler Tiflis sokaklarında. Kafkasya’nın karlı dağlarının eteklerinde Gürcistan’ın orta yerindeki Tiflis şehri beklenmedik misafirlerini ağırlamanın sıkıntısı yaşıyordu o günlerde. Tarihler Temmuz 1922 tarihini gösterdiğinde  Moskova’dan trenle Tiflis’e gelenler sessiz ve sakin kıyıda kalmış bir otele yerleştiler.  Hiç kimsenin kendilerini tanımasını da istemiyorlardı.  Bütün dikkatleri çok yakınlarda bulunan Türkiye tarafından kendilerine gelecek “davette” idi.  İçlerinde birisi vardı ki milyonlarca askerin kaderine yön veren hemen herkesin tanımak ve el sıkmak merhaba demek istediği… Ama şimdi o kaderinin rüzgarına kapılarak gelmişti Tiflis’e… Bir zamanların (1909-1911) Adana Valisi, İttihat ve Terakki Partisi’nin üç liderinden birisi olarak Osmanlı Devleti’nin en tepesindeki insan, IV. Ordu kumandanı ve şimdi de yurdundan yuvasından kaçak göçek dolaşan gizlenmeye çalışan bir insan… Cemal Paşa.
 
Savaş günleri geride kalmıştı. Suriye ve Arabistan, Filistin’de yaşanan savaşlar, gördüğü isyanlar, ihanetler,onun saçlarının erken ağarmasına yol açmıştı. Mondros Anlaşmasının imzalandığı (30 Ekim 1918) tarihten sonra da ülkesinden ayrılarak diyar diyar dolaşıyordu. Avrupa’nın muhtelif yerlerinde şehirlerinde. Afganistan’a kadar gitmiş, “Sultan” ile görüşerek İngilizlere karşı yapılacak isyanları yönetmek istemişti. Moskova’da bulunduğu günlerde de batılı emperyalist ülkelerin zulüm ve sömürüsüne karşı Asya halklarının direnişi içinde olacağını açıklamıştı.  Ama o şimdi hayalleri ile yaşıyordu.  Tiflis’in bir yerinde otelde gizlenmeye çalışırken, kaderinin kendisine ne oyun oynayacağının da farkında değildi. Yanında bulunan yaverleri Nusret ve Süreyya beylerle bir baba oğul gibiydiler.
 
    21 Temmuz 1922. Bugün Cemal Paşa ve yaverleri gizlendikleri otel odasından çıkarak akşamın karanlığında Petro Caddesinde  yürümeye başladılar.  Kısa bir gezinti yapmak istiyorlardı.  Jukovski sokağı ile Petro  caddesini birleştiren köşe başına geldiklerinde  Cemal Paşa, yaveri Nusret Bey’a dayanmış kolkola bir haldeydi.  Önlerinde de Süreyya Bey vardı.
Köşebaşlarında gizlenmiş meçhul kişiler, aniden harekete geçerek tabancaları ile hemen yanıbaşlarında bulunan Cemal Paşa ve Nusret Bey’e kurşun yağdırdılar.  Süreyya Bey, koşarak kaçmaya başlamıştı ki arkasından atılan kurşunlarla o da yere düştü.  Kaldırım taşları üzerinde Türk asıllı üç asker cansız bedenleri ile yerde yatıyordu. Sonraki günlerde cesetler yerinden alındı, otopsileri yapıldı. Fotoğrafları alındı.  Türkiye’den gelen yakınları Cemalpaşa ve yaverlerinin naşını trenle Erzurum’a getirdiler. Şehrin hemen kuzey kıyısındaki Karskapı şehitliğinde toprağa verdiler. Tarihin bir sayfası daha böylece kapanmış oluyordu.
Sonradan anlaşıldı Cemal Paşa’nın yaveri Nusret Bey, 15 Temmuz 1922 tarihiyle hanımına çok özel bir mektubunda “ Güller açıldıkça bu fakiri de hatırlarsınız, ruhum şad olur efendiciğim” yazmıştı.  Güller açıldıkça hatırlanmak isteyenler arasında Cemal paşa ve Süreyya bey de vardı. 
 
     Sonraki günler ve yıllar içinde güller açıldığında sevgiyle hatırlanmak isteyenlerden Cemal Paşa, “Ermenilerin kanını döken, soykırım uygulayan” bir kişi olarak tanıtılmak istendi, Ermeni çevreler tarafından tarihin gündeminde.  Öncelikle Cemal Paşa vurulduğunda katiller yakalanmamış sadece Rus Hükümeti bu işin Ermeni Taşnak Partisi militanlarınca gerçekleştirildiği gibi bir görüş açıklamıştı.
Ermeni propopogandacı çevreler, Cemal Paşa’nın bile 600 bin Ermeni’nin Tehcir sonrası öldürüldüğünü kabul ettiğini açıkladılar,yayınlarında.  Ve hep suçlamalarda bulundular. Oysaki Cemal Paşa, hatıralar kitabında olayları, gelişmeleri ayrıntılarına kadar açıklamış, kendisine yüklenen suçlama ile ilgili olarak da şunları yazmıştı “ …Osmanlı Hükümetinin  Doğu  Anadolu vilayetlerinden bir buçuk milyon kadar  Ermeni naklettirmiş olduğu ve bunlardan 600 bin kadarını yollarda  kısmen öldürülmüş ve kısmen de açlık ve sefaletten ölmüş olduklarını kabul edelim…” (Bak. Cemal Paşa, Hatıralar,İstanbul 1977, s. 444).  Cemal Paşa, bu açıklamasıyla yabancıların Ermeni tehcirinden dolayı görüşlerinin ne olduğunu söylüyordu.  Kendi görüşleri ise farklıydı.  Görev sahası içinde kalan Suriye’de Ermeni tehciri başladığında göçmen kamplarının kurulması, sağlık ve beslenme ihtiyaçlarının giderilmesi için bütün imkanlarını seferber etmişti.  Hatta yabancı yardım kuruluşlarını bile göreve davet etmişti.
     Dünyada Ermeni çevrelerin Türkleri “Soykırım yapmakla” suçlayan çalışmalarının hız kazandığı günümüzde  Osmanlı Arşivleri açılırken Cemal Paşa’dan Enver Paşa’ya hitaben yazılan 20 Temmuz 1915 tarihli şifreli mektup  gerçeklerin çok daha farklı olduğunu gösteriyor. Bakınız neler söylüyordu Cemal Paşa mektubunda :
 
“Dördüncü ordu mıntıkaları dahilinde göç ettirilen Ermenilerin mal, can ve namuslarının tamamen muhafazasını temin için tarafımdan lazım gelenlere en kat’i emirler verilmiştir. Diğer mıntıka ve vilayetlerde de meseleye lüzumu kadar  ehemmiyet verdirmek ve göç ettirilen  Ermenilerin  güvenliklerinin sağlanması  ve her türlü saldırıdan korunmalarını sağlamak için  bilhassa tarafınızdan kesin ve şiddetli emirler verilmesini  istirham eylerim…”
 
    Yıllar sonra (2003 yılı mayıs ayında) Çukurova Stratejik Araştırmalar Merkezi üyeleri  Yusuf Delikoca ve Mehmet Taş,  Erzurum’a gittiler. Erzurum’a bahar gelmişti, o günlerde .
Karskapı şehitliğine de uğradılar. Şehitlikte Cemal Paşa’nın kabri başına geçerek ellerini kaldırıp “dua ettiler”.. O sırada  gerçekten Şehitliğin hemen her yerinde gonca güller başını uzatmış sanki ağlıyor ve gözyaşı döküyordu.  Tarihin yaşanmış olayların gerçeği olan belgeler ise Arşivlerin tozlu raflarında okunmayı, anlaşılmayı kubullenilmeyi bekliyordu.
 Kaynak: Cezmi Yurtsever, Anaların Gözyaşları kitabından   
Görüntüleme sayısı: 733

Hiç yorum yok: